Salı, Şubat 28, 2006

dortturu dunya

Elif'ten geldi:

Yaptigim 4 is: (Nedir, ne kadar issiz oldugumu bir daha mi yuzume vurmak istiyorsunuz? Vallahi ayip.)

En eskiden, en yeniye dogru olmak uzere

1. Ciraklik (On iki yasimdan on sekiz yasima kadar cesitli yazlarda annemin sirketinde CV'leri duzenleme, davetli listeleri cikarma, database'de arastirma yapma, yedi tane kadinin arasinda gunler gecirip rejim, makyaj, sac bas ve erkekler uzerine bilgi sahibi olma)

2. Gonulluluk (Bugday'in Eminonu'nde oldugu zamanlarda) depo sayimi yapma (sahaneydi o depo, Hamdi'nin manzarasi gibi guzel bir manzarada biz dergileri yigiyorduk, bir de balkon vardi ki, sormayin), ceviri yapma, etrafi toparlama, sirt cantasina iadeleri yukleyip kilometrelerce yurume (fakir yerlerde gonulluluk yapmayin arkadaslar, olan bel omurlariniza oluyor, tutsunlar taksinizi oyle toplayin iadeleri)

3. Ayakcilik (Bir kere 99 yazinda deprem olup okullar ve dersaneler kapandiginda ablamin yaninda - ki bu deneyim su dunyada muzisyen milletinin ne essekkafali oldugunu gormeme, ablamin aslinda deli gullabicisi oldugunu farketmeme, Burhan ' womanizer' Ocal'la tanismama yol acti, ablam her oglen bana bir suru yemek ismarladi, yanlis hatirlamiyorsam maas bile verdi. Ikinci kere 'ayakciligim' iki bucuk sene kadar surdu, meshuur bir profesorumuzun yaninda el yazisi cozme, orta yaslilara teknoloji anlatma, kutuphanecilik ve sekreteryal ozelliklerimi gelistirdim, akademik dedikodunun dibine vurdum, hayatimda tanisamayacagim insanlarla takildim, deli gibi gulup eglendim.)

4. Uluslararasi bir projede arastirmacilik (Oooh boyle yazinca cok havali oluyorumus, hayir efendim, ben arastirdim, gelistirdim, kendi kendime calistim, o arastirmanin bir kismi master tezim oldu, bir kismi o calismanin icine gitti, isin asli budur yani.)

Defalarca izleyebilecegim 4 film:

1. Kayip Kizlar
2. Gurbetci Saban
3. Arabesk
4. Tosun Pasa

Yasadigim 4 yer: (Simdi esasinda iki yer var ama dorde tamamlamak icin pustluk yapmak da mumkun)

1. Etiler
2. Ulus
3. Kurtulus
4. Enschede

Tatil icin gittigim 4 yer:

1. Cunda
2. Assos
3. Bozcaada
4. Datca

En sevdigim 4 yemek: (Ay olmaz olsun boyle soru, ben oburum yahu, hangi dort beni kessin?)

1. Enginar
2. Butun kabuklu deniz hayvanlari (Karides, tarak, yengec, istakoz, nam nam)
3. Jambon turevleri (demistim di mi?)
4. Votka- havyarlamaca

Hemmen simdi olmak istedigim 4 yer:

1. Herhangi bir ofiste kendime ait bir masa (Herkesler yazmis heyecan verici seyler, ben is istiyorum sadece, is)
2. Assos'ta Cagin Motel'de kahvalti masasi
3. Imroz'da oglen rakisi
4. Koray'la herhangi bir yolculuk hali, nereye oldugu cok da muhim degil, Barcelona olsa guzel olurdu sanirim. (cok mutlu oluyoruz biz birlikte bir yere gidince, o bakimdan)

Kimler 4'lesin? (Aile torpili ilen)

Koray
Defne

01 Mart, 2006 08:24, Blogger Oya Kayacan boyle dedi...

Son yazılarını bir nefeste okudum... En bayıldığım ne biliyor musun? Bu yaşta olup bu kadar rahat nostalji yapman. Annen ciddi sağlam altyapı yapmış sana, helal olsun... '68 kuşağı babanı da unutmayalım... Zaten o kuşak da gidince, sen gibi yetişen bir avuç insana kalacak o kültürün idamesi, yani sürdürebilirliği!

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Perşembe, Şubat 23, 2006

akil ve fikir sagligi ekmek(cik)leri


Hamurla ugrasmayi, mayali hamura dokunmayi cok ozlemisim. Sabah sabah gozumu acar acmaz ekmek yaptim, misler gibi koktu evim, hizimi alamadim, iyice sevdigim gibi koksun diye yeni bagimliligim beyaz sabun kokulu yer sivisiyla yerleri sildim, ciceklerimin suyunu degistirdim.

Resimdeki pembe guller cicekcinin hediyesi. Sali gunu hava bok gibiydi, bir ruzgar, bir soguk, bir yagmur, pazaryerinin kapanmasina yakin Vera'yla aklimiza cicek almak geldi, ben herzamanki bir demet sari kasimpatimi, Vera da tek bir adet pembe margaritasini aldi, cicekci de bize bu cicekleri hediye etti. Ay ben bir sevin, bir sevin... Akilli herif, hem zaten kimsenin almayacagi ciceklerden kurtuldu, hem de benim gonlumu kazandi, bundan sonra hep ondan cicek alirim ben.

Disarda piril piril bir gunes, hadi artik kaldir kicini diyor. Bisikleti tamire goturmem lazim, kipirdayayim artik.

23 Şubat, 2006 22:10, Blogger elif boyle dedi...

oh mis gibi vallahi! afiyet olsun.

 
24 Şubat, 2006 11:57, Blogger Annelog Atölye boyle dedi...

Orda çiçekler çok uygun fiyatlı değil mi Deniz, burda önçe çingene hanımla uzun uzun pazarlık edip, psikolojik savaşa girmek gerekiyor. Ki ben buna çok üzenip, çiçek filan alamıyorum:(

 
24 Şubat, 2006 12:47, Blogger Deniz boyle dedi...

Vallahi fiyatlar benim gibi pazardan alinca epey uygun, koca bir demet iki uc hafta dayanan cicegi tas catlasa (ki kisin ortasindayiz dusun) iki bucuk yuroya aliyoruz, uzerine hediye de veriyorlar:)

Esas mutluluk verici olan burada herkesin cicegi bir ev ihtiyaci olarak gormesi, pazardan meyva sebzeleri alirken bir de cicek alivermeleri bence. Icim aciliyor evde bir vazo cicegim olunca, baska bir luksum de yok, bu kadari oluversin, di mi:)

 
24 Şubat, 2006 20:59, Blogger Doruk boyle dedi...

Aman aman, ne hamaratlıktır bu sabah sabah. Bayıldım ekmeklerine, tombik tombik. Evim hep soğuktur diyorsun ya, değil, sıcacık senin evin, senin sayende.

 
24 Şubat, 2006 21:01, Blogger Cerise boyle dedi...

Hep cicek alma aliskanligini edinmek istemisimdir ama hic almiyorum hala :(
Belki kendi evim olunca alirim :) Hatta belki boyle guzel ekmekler de yaparim :)
Cok guzel gorunuyorlar eline saglik!

 
25 Şubat, 2006 14:19, Blogger Su boyle dedi...

Encshede? Subat ayi? Piril piril bir gunes? Sonuna kadar tadini cikar!!!

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Çarşamba, Şubat 22, 2006

sarkuteri

Annemin evi halen gayet 'Istanbullu' ve agzinin tadini bilen bir muhitte. Universitede okuldan eve donerken metrodan inip eve dogru yurudugumde sirasiyla kokorecci, sahane bir iskembeci (oyle sosyetik boklardan degil, gercek, vitrininde sivri biber ve domatesle suslenmis kelleler olan cinsinden) kurupastalari ile meshur bir firin, tulumba tatlisi ile meshur bir tatlicinin (ohh ilik, yag cekmeden kizartilmis tulumba tatlisi, insanin iki yuz yane yiyesi gelir) onunden gecerdim. Yetmezdi, butun bu sahane vitrinlerin toplamindan daha cekici, sahane iki adet sarkuteri pusuda beklerdi ki, gelinligimin icinde guzel gorunmek icin rejim yaptigim o yedi ay boyunca o vitrinlerin onunden her gecisimde (ki gunde en azindan iki kere) aklim cikti benim. Dukkana hizla dalip butun bir pastirmayi kapip kacmayi mi hayal etmedim, topikleri agzima ucer beser atmak mi istemedim, kokteyl sosislere methiye mi duzmedim, ahh sarkuterim benim, seni ne cok, ne cok severim.

Sarkuteriler ve sarkuteri urunlerine olan merakim daha eskiye dayaniyor aslinda. Annemin ben kucukken, haftanin sonuna gelmis bir halde caninin cikmis olmasi nedeniyle uydurdugu bir gelenek olan 'cuma kahvaltisi'na. Cuma aksamlari annem elinde Sutte'den alinma bir suru guzel salam, sosis, bembeyaz Polonezkoy tereyagi (ki bir gun erkenden kalp krizi gecireceksem sebebi tereyagi bagimliligimin temelini atan bu tereyagidir) vs. ile gelir, cay demler, milfoy borekleri, mis ekmekler ve bilumum guzel seylerle masamizi donatirdi. Cuma aksamlari istedigimiz kadar cay icebilir, gec yatabilirdik, cuma geceleri evde haftaicine nazaran az hir gur olurdu, annem mutlu olurdu, televizyonda Cetin Ceki ve Yasemin Kosal'in sundugu aile eglence programi Bir Baska Gece (sonra Super Baba'li zamanlar da oldu, ben azicik buyuyunce, raclette aldigimiz zamanlar) Onun icin sarkuterinin uzerimde iyilestirici, sakinlestirici, rahatlatici bir ozelligi de var. Kendime 'kiyak' yapmak istedigimde soyle guzzel bir jambonlu sandivic ismarlarim hala, ooh, bak hayat ne guzel derim.

Hem sarkuterilerin icindeki hava da insana mutluluk ve nese vermez mi? Agzinin tadini bilen insanlar olur sarkuteri ustalari, durup dururken, raki mezesi alirken sana italyan salatasi satmaya kalkmazlar (bu mayonezle kaplanmis artiklar baska bir yazi konusu ya, neyse) veya cocuksaniz bir dilim peynir tattirirlar, sakalar yaparlar, guldururler. Hem sarkuteri alisverisini genelde erkekler yaptigi icin dukkanda gerginlik, car car laf da olmaz, kasapta sira beklemek gibi gergin birsey degildir bu alisveris, rahattir, zamana yaymasi zevklidir, o dukkanda uzun uzun kalmak, mumkunse adamlarla iki cift daha laf etmek istersin. Mis kokulu, isikli, zevkle dosenmis, sahane bir ortam iste.

Onun icindir ki Koray'la kendime esnaf cinsinden bir meslek 'tutsam' bu sarkutericilik olurdu. Koray'a ustalik cok yakisirdi, agzinin tadini bilmesiyle, muhabbetiyle, elinin ayariyla, herseyiyle o tezgahi mecazen ve gercekten 'doldururdu'. (Kocam diye demiyorum vallahi:)) Ben de lakerda ustasi komsumuz Arto'yu ve karisi Diana'yi esir alir, hakkiyla meze yapmayi, lakerda yapmayi ogrenene kadar birakmazdim peslerini, ooh, sonra da kasada dururdum. Aksamlari hatirli musterilerimizle iki kadeh icer, coplenir, dukkani oyle kapatirdim. Belki yusyuvarlak olurdum yemekten, belki o kadar icki erkenden oldururdu beni ama ne gam. agzimin tadiyla yasardim.

Butun bunlari niye yazdim? Asla gerceklesmeyecek bir hayal oldugu icin. Bunu okudugum icin. Istanbul'u Istanbul yapan bir meslegin daha yavastan yokolduguna uzuldugum, sonuna yetistigime sevindigim icin. Istanbul'un nasil da giderek koylulestigini Niyazi Turan cok guzel anlattigi icin.

Zaten son yillarda cuma, thans god it's friday olmustu, hepimiz biryerdeydik, hepimiz rejimdeydik, iyice boslamistik eski seyleri. Benim evimde kahvalti sabahlari yapiliyor sadece, bir kase musli, biraz sunta ile, cuma kahvaltisini, Istanbul'u, sarkuteriyi ozledim, ondan yaziyorum.

23 Şubat, 2006 08:06, Blogger mono boyle dedi...

deniz hakkaten şanslısın böyle bi gelenek olduğu için ailende, ben hep market çocuğu-büyüğü oldum malesef, o yüzden küçük dükkanlar hiç albenili gelmez-di bana.. ta ki roma'da o nefis şarküterileri, makarnacıları, bakkalları görene kadar. gene de alışverişlerimi marketten yaparım hala, ama isterdim ki iki muhabbet attırabildiğim, bana herşeyin en güzelinden veren bi şarküterim olsa :) topik ne bu arada???

 
23 Şubat, 2006 10:57, Blogger Doruk boyle dedi...

Ben şanslılardanım ki şarküterilerin bol olduğu bir yerde, Çengelköy'de oturuyorum. Pastırmayı mesela asla marketten almam, bir parmak doğrarlar her bir dilimi. Her şey yerinden alınmalı, öyle değil mi? Bizim de Ergun'la en büyük zevkimiz hafta arası, akşam kahvaltısı etmektir. Çayımızı demler, ne varsa çıkarırız ayaklı, büyük tepsimizin üzerine. Televizyonun karşısında göbeklerimize göbek katar, sonra da "Ne olacak bizim bu halimiz!" der, güleriz.
Koray'la sen şarküterinizi açtığınızda devamlı müşterinizden olacağız, elde var biiir:)

 
23 Şubat, 2006 19:23, Blogger Cerise boyle dedi...

Yazdiklarini okurken benim de sarkuterili kucukluk gunlerim geldi aklima :)
O zamanlar cok alternatif yoktu zaten. Levent'te iki sarkuteri- kasap kivaminda dukkan vardi, hala da var. Babamla birlikte haftasonlari gider salam, sucuk, pastirma, yufka, kadayif, meze gibi guzel kokan seyler alirdik:) Guzel kokan diyorum cunku sarkuterilerin baharatimsi kokusuna bayilirim ben :)Hala da o dukkanlara girdigimde nedensiz bir mutluluk hissederim :)
Cuma kahvaltisi ne guzel bir icatmis!

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Pazartesi, Şubat 20, 2006

Doz asimi

Gecen seneydi, Koray askerdeydi, burada yalnizliktan kafayi yemistim, muzik dinlemek de uzuyordu ki, aklima Kenan Dogulu geldi. Hemmen birkac sarki indirdim, avaz avaz dinledim, iyi geldi. Kenan Dogulu'yu Candan Ercetin, Goksel, Yalin, Sertab Erener falan izledi, Turkce dinledikce yanlizligim gecti sanki. Hemen mantikli bir bag buldum kendi kendime: Yedi sene Sisli terakki'de, dort sene Bilgi'de Kenandogulucuklar Handaagyenerciklerle okuduktan sonra Turkce pop her gun belirli bir doz alman gereken birsey haline geliyor, eskisi gibi kantinde, televizyonda ve orada burada kulagina carpmadigi icin, artik kotani doldurmak icin kendi cabalarin gerekiyor. Onun icin dinliyorsun.

Sonra Koray askerden ruyamda gorsem hayra yormayacagim bir sekilde Hande Yener'i takdir ederek dondu. Benim kocam ki, Turkce muzik calan bir barda bir yaz boyunca DJ'lik yapmis olmasini hayatinda basina gelmis en travmatik olay olarak kabul eder, Hande Yener dinlemeye basladi arada sirada. Allah icin guzel sarkilari var, pek hos soyluyor canim deyip Turkiye'yi ozledigimize kanaat getirdik, konuyu kapattik.

Bu sene eylul ayinda annemin evinde tv izlerken bir sarki duyana kadar hersey boyle guzel, hos, memleket ozlemi, Turkce duyma ihtiyaci cercevesinde gidiyordu ki bir Yildiz Tilbe saheserine maruz kaldim: Senin kapinda kopek olayim/ attigin kemikle doyayim/ bokunu yiyeyim seklinde giden, korkunc bir ask sarkisi. Telefona nasil sarildim, Koray'i nasil aradim hatirlamiyorum, durumu nasil anlattim bilmiyorum ama o an Kanada'ya goc etme sansim olsa bir an sektirmezdim, Yildiz Tilbe oyle hirpaladi beni.

Aylar gecti, travma gecmedi, TRT Int'in programlar arasi 'dolgu malzemesi' kliplerinden bile itinayla uzak duruyordum. Eski aliskanligim aylarr sonra yine depresti, ufak ufak tekrar Tarkan'lari, adini bilmedigim zavalli karilari izlemeye basladim. Bugun ust uste o korkunc Bendeniz'i, Muazzez Ersoy'u, Gokhan Ozen'i bir de korkunc bir turkucuyu dinleyince icim sisti, doz asimina ugradim ben, onun icin bir sure daha 'birakiyorum' Turkce pop'u.

20 Şubat, 2006 14:11, Blogger Ilgaz Gürses boyle dedi...

Hahahh bizim hane reisi de askerden Burcu Güneş CDsiyle dönmüştü, o güne kadar Türk müziği olarak evde bir tek Zeki Müren vardı, ne sarsılmıştım gerçekten. Acıklı halini kendi dilinden dinlemek iyi geliyor sanırım insana. Her bünyenin ayrı bir tolerans sınırı var ama, hafta birse bir, ayda üçse üç saati aşmamak kaydıyla iyi geliyor sahiden. Çok dinliyorum bu ara kurtulmak istiyorum şu meretten diyenlere Belçika'dan ithal yerli malı Hadise hanım kızımızın şarkısını ve klibini öneririm. Dudaklar 333, kıyafet yok denecek kadar az ama hatun bir utangaç bir hanım kırıtıyor, burada barlarda eğlenen iyi aile kızları bile bin basar ona.Bir de arada Türkçe nameler attırıyor ki, peh peh!

 
20 Şubat, 2006 14:59, Blogger crystalsdreams boyle dedi...

ah canıım, o saydığın son isimler bünyeye zarar yaa..arka arkaya aldıysan,yazık sanaa,duygu zehirlenmesi geçirmişindir sen şimdii,koş bi temiz hava al,bi yüzünü yıka,geçer:) Muazzez Ersoy mu daha fena Bendeniz mi karar veremedim şu an:)
hee bu arada Seray Sever dinliyoruz biz bu ara Türkiye olarak,haberin olsun,yeni doz aşımında değerlendir onu da:)

 
20 Şubat, 2006 19:32, Blogger Cerise boyle dedi...

Bazen Power Turk dinlemek bana da iyi geliyor. Kesinlikle o da bir ihtiyac :) Ama arabada sadece ben istedigim icin arada sirada Turkce pop'a bir iki sarkilik tahammul eden ve Rock Fm & Radyo Eksen arasinda gidip gelen sevgilimin asker donusu nasil bir muzik zevki ile gelecegine dair suphelerim olustu bu yazdiklarinizi okurken dogrusu :)

 
21 Şubat, 2006 07:37, Blogger ycurl boyle dedi...

Ben de yurtdisinda yasamaya basladiktan sonra daha cok Turk pop muzik dinlemeye basladim. O kadar yakindan takip etmiyorum ama zaten onu takip etmekte cok kolay olmasa. Bu arada hic Hande Yener dinlemedim. Deniz Seki dinledim ama o da eskidi herhalde :)

 
21 Şubat, 2006 10:28, Blogger huysuz boyle dedi...

evet tabi, fazlası da bozar be Deniz :)

 
21 Şubat, 2006 14:44, Blogger elif boyle dedi...

koray --ki en sevdigi grup radiohead olur-- askerden hic ama hic duymadigim turkuculerin, arabeskcilerin adlariyla gelmisti, onlari da internetten indirip aylarca evde yayladan geliyor da le le kınalı kuzu diyerek dolanmisti sonra. ha bi de hilal cebeci var tabi. ipe ipe geleceksin mi ne oyle bisey. hande yener bunların yanında mozart kalir. ben severim sahsen handenin sarkilarini, kliplerini. galiba yeni albumu filan da cikti, tr'den ilk gelenden isticem. bi de goksel'e tahammulum var turkce pop soyleyen, onun da nedeni belli zaten.

 
22 Şubat, 2006 11:42, Blogger beton boyle dedi...

güres havasi diyoruz sana yahu pop la ne isin var, hem de türkce.

 
22 Şubat, 2006 13:31, Blogger koray boyle dedi...

bu askerlik ve muzik skalasi uzerine bir iki kelam etmem lazim sanirim. ben askerligimi mehmet aga (bey bile degil) seklinde yaptigim icin herhangi bir hususundan sikayetci olmak benim mizmizlanmak sinifina girer bence.

muzik konusu ise sudur: askerdeyken duyulan yegane muzik mars soyleyerek yurume esnasindaki marslar, zaman zaman istiklal marsi ve yemin torenindeki bandonun caldiklarindan ibaret. bu yuzden bencileyin gunde en azindan birkac saat muzik dinlemezse gunu eksik gecirdigini dusunen ve hatta gece uyku tutmayan biri icin boyle bir surecte ne duysa cok guzel geliyor kulaga. hakikaten de sasirmistim ilk carsi iznine ciktigimiz zaman etrafta calan herhangi bir seyin (herhangi bir sey = hakikaten herhangi bir sey) kulagima bu kadar guzel gelmesine.

hande yener'i takdir ederek donmus olmam ise sadece turkiye'de biraz daha fazla zaman gecirmekten ibaret bir gercek :) ancak o zaman anladim kadincagiz ne cok calisiyormus. haftada yedi gun, gunde iki vardiya cikiyordu bir yerlerde. yuksek ses ortaminda, o samata icinde, sigarali ve alkollu bir ortamda her gece 7-8 saat gecirmenin ne demek oldugunu bildigim icin epeyce takdir etmistim performansini ve azmini. kaldi ki bazi sarkilari da guzel hakikaten ama iki uc taneden fazlasini hala ust uste dinleyemem.

askerdeyken "o simdi asker cani neler ister" diye bi sarki peydahlanmisti, o bile guzel gelmisti ki anlayin artik gerisini.

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Çarşamba, Şubat 15, 2006

bir derdim var

Hayatimda kendimi en caresiz hissettigim zaman hic icimden gelmese de bazi insanlarla iyi iliskiler icinde olmak zorunda oldugum bir zamandi. Hem cocuktum, hem ayni evde yasiyorduk, hem de baskalarinin onayini almak, kotu kisi olmamak o zaman benim icin onemli birseydi.

O zaman, oyle ciddi bir iz birakmis ki bende, simdilerde keyfimi kaciran, beni uzen kimseye bir an olsun tahammulum yok. Olan benim hayatima oluyor, benden gidiyor, baslarim boyle ise diyerek tavir almaktan, sinir koymaktan cekinmiyorum artik.

Yetiskin olmanin en guzel yani bu, kimseye bir zorunlulugum yok artik diye dusunuyorum bir yandan, ote yandan niye kendimi bu kadar kotu hissediyorum?

Diyecegim o ki, cografi anlamda da uzakta olmak iyi birsey kesinlikle.

15 Şubat, 2006 16:06, Blogger Minik Patikler boyle dedi...

Gercekten ya yetiskin olmanin en guzel yanlarindan birisi bu. Evet, mesafeler uzadikca gercekten daha da rahatliyor insan bazi seyler de. Elbet te diger seylere olan ozlem azalmiyor ama istenmeyen sey de ozlenmiyor.

 
16 Şubat, 2006 01:57, Blogger uzaktan boyle dedi...

bu da olmasa uzakta yasayamazdim heralde.

 
16 Şubat, 2006 04:39, Blogger Mert boyle dedi...

hmm bazen de keyfini kaciran kisiyle davranislari hakkinda konusmak gerekiyor yuzyuze, anlayabiliyorsa ne guzel tabi...

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Salı, Şubat 14, 2006

ay yuh artik

Az evvel oglen haberlerinin sonunda TRT INT haber spikerlerinden biri Sevgililer Gunumu kutladi. Resmi tatil de ilan edin olmusken bari, hatta bu hafta Sevgilililer Haftasi olsun, icimize ogurtu gelene kadar kalp seklinde cikolata yiyelim, kirmizi cistrinklerimizle halay cekelim, herkes birbirine pelus hayvanlar hediye etsin. Ay yuh be.

Hem evli barkli bir insanim ben, ne sevgilisi, degil mi ya?

14 Şubat, 2006 17:34, Blogger YesilErik boyle dedi...

Evet, evlendik, oyun bitti, heh heh :))))

 
15 Şubat, 2006 10:02, Blogger AluminyumFolyo boyle dedi...

ahahahaa! kırmızı cistrinkle halay çekmek iyi fikirmiş bak:D

 
16 Şubat, 2006 06:25, Blogger Unknown boyle dedi...

Hay Allah

TRT spikerine mi guleyim, kirmizi cistringle halaya mi guleyim, memleketin cikan civisine mi:)

Guldurdun ya beni, send e gul bugun insallah bol bol:)

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

ahacik burada

1)Hani aylar evvel demistim ya, pek tabii ki, Ayca Sen daha guzel soylemis.

2) Gecen gun sabah sabah hanim hakkinda yazdiktan sonra anneligin nasil da 'insa edilmis' bir sey oldugu hakkinda bir takim makaleler buldum, okumaya basladim, aklimi toparladigimda yazarim zaten, ama tek diyecegim sudur ki, cocuk evin nesesi, hayatin anlami falan derken feci sekilde doldurusa geliyormusuz gibi geliyor bana. Belki de herturkkomploteorisyenidogar akimina kapilmisimdir, o da olabilir.

3) Bugun pazardan cicek alacaktim olmus kasimpatilarimin yerine, ama butun cicekciler sevgililer gunu ayagina anasinin nikahini ister diye vazgectim. Yarin yari fiyatina dussun o cicekler, oyle alacagim.

4) Butun isleri erteleyebileceginin son anina kadar ertele kampanyasina katilip bir de gunleri unutmam sebebiyle anneannemin dogum gunu karti ve hediyesi yaklasik bir hafta sonra eline gececek, madem o gun elinde olmayacak, yarin da gondersem olur sanirim, bugun cok isim var.

Pazartesi, Şubat 13, 2006

Cemre

Pazar sabahi baharin gelecegine kesin bir inanc ile uyandim. Midem kipir kipir, birseyler olacak, hissediyorum.

Evet, kesin bahar kapimizda. Hakiki cemre takviminin biraz uzaginda da olsak, benim kafama dustu bile cemre.

20 Subat Pazartesi- 1. Cemre (havaya)
27 Subat Pazartesi- 2. Cemre (suya)
6 Mart Pazartesi- 3. Cemre (topraga)

13 Şubat, 2006 11:36, Blogger simiole paris carnet boyle dedi...

kapiyi actim bekliyorum kac zamandir,
benim de kafama dussun artik.

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Arkadaslar iyidir...

Haftasonu evde ayrintilarinin sonra lideri tarafindan aciklanacagi Sincabi tarikatinin ikinci genel toplantisi vardi. Cok ciddi muzakereler yapildi, yeri geldi ictihatlara (cevaplar kitabi, tarih boyunca mutfak kulturu, Beton'un fetis kiabi olan buyuk ayrilik, otomobil ehliyetini elde etmek- kavrama bazinda teori, elle wonnen& eten) basvuruldu, haftasonunun resmi marsi Coldplay- Talk olarak belirlendi (ki belirtmeliyim, Gures Havasi'na pek cok kere tercih ederim bunu, en azindan ilk otuzyedi seferde oyle dusunuyordum) Bu ciddi muzakerelere bu sefer kuru fasulye, pilav, tursu, peynir, cok cok cok fazla bira, cips, zeytin vs. eslik etti.

Cumartesi sabahi maymun gotu gibi kalktik tabii o kadar icince, agir agir agir kahvaltilar edildikten, kahveler hopurdetildikten, acaba ne yapsak, oraya mi gitsek, bunu mu etsek denildikten sonra cok degisik birsey yaparak pazara gittik. Once alisverisler yapildi, erkeklerin kucagina dokme demirden bir tencere- tava verilerek otoparka yollandi, baliklar, meyvalar, sebzeler, Donna'nin onayindan gecmis domatesler alindi. Pazarci amcalardan biri bize acikca olmasa da sizin o domatesleri almaya paaraniz yetmez diyerek hakarette bulundu, yoksul ama gururlu gencler olarak gittik, paramizin yetecegini dusundugumuz domateslerden aldik, Turk zekasiyla adami kandirip kendimiz sectik ayrica. O bok pazarci amca da evine gotursun o pek degerli domateslerini, altindan sanki mubarekler!

Sonra kizlar ve erkekler olarak iki takima ayrilarak huzuru bulduk, Donna'animla komik Turkce- Almanca konusan insanlarin oldugu bir dukkanda konustuklarini duymak icin dakikalarca sac duzlesitirici aletler hayatimizin en onemli ihtiyaciymis gibi davrandik. Donna'ya gore haunda, bana gore eycenem olan baska bir dukkanda cirkin kolyelere bakip utanmadan ayyy iggreenncc bunlar dedik, karnimiz acikti sonra. Daha evvel de bahsedilen HEMA sosislilerinden yemek icin harekete gectiysek de, biz oraya yaklastigimizda sosisler tukendigi icin, hay allah denilerek mayoneze bogulmus patat'lar govdeye indirildi, vicdan sizim sizim sizladi, her lokmayi yerken habire kilo alan metobolizmaya, sismanliga lanet okundu, gozler sucluluk duygusu ve patatesin getirdigi mutluluk ile suzuldu de suzuldu.

Doyamadik gezmelere de ordan da bizim okula gittik, Koray omrunu curuttugu lab'leri gosterdi pencereden, hava karariyordu, usuyorduk, cok uzatmadan sicacik yuvamiza geldik cay demledik. Koray baliklari temizledi, biz ayaklarimizi isittik, Beton bana buyuk ayrilik'i sevdirme seanslarindan birine daha giristi, tam o sirada Amsterdam'dan arkadaslarimiz da geldiler.

Ben o sirada Koray'in balik temizlerken her yere sactigi pullari temizliyordum, kapiyi acamadim, sonra bir de ne gordum? Insanlar cift yaratilmis derler ya, dogru bisi, arkadaslarimizin yaninda getirdikleri arkadasi Arzu, Koray'in kardesinin tipatip aynisi. Butun gece kiza dehset icinde baktik, aaa dedik, Koray kardesini ne kadar ozlemis, onu farkettik. O aksam Cin lokantasina gittik, fasikul fasikul olan menuyle bogustuktan sonra Koray'lan Donna karides yedi, Beton'la ben ordek yedik, bizimkisi sahane ordeklerdi, ama onlarinkinin de sunumu falan sahaneydi. Yemekten sonra bizim her zaman gittigimiz bara, yani de Geus'e gittik, bir gece evvel hayvanlar gibi icince insanin performansi pek zavalli oluyor, iki bira ictik icmedik, Donna iyice hastalandi zaten, cok fazla uzatmadan evimize donduk, Gezelim Gorelim izleyip uyuduk uzatmadan.

Pazar gunu komik bir kung fu filmiyle, egzersiz yapmanin onemi uzerinde konusup bir de hareketler gostererek, baliklari yiyerek, bir daha Gezelim Gorelim izleyerek, gordugumuz heryere, aaa buraya da gidelim, suraya da gidelim diyerek, Cemberimde Gul Oya bolumlerini takas ederek gecti. Hani bir suru sey yapma planiyla baslarsiniz gune, sonra unutur hicbisi yapamazsiniz ya, bu sefer tam tersi oldu. Bir dahaki sefere yapalim dedigimiz herseyi yaptik, Donna bana giderayak orguye baslamayi ve orguyu kesmeyi de ogretti, daha ne isteyim? (Evet bilmiyorum ben orguye baslamayi ve bitirmeyi, onun icin ayni korkunc atkimsi seyi yillardir (aralikli olarak tabii) oruyorum, artik kurtuldum, mutluyum)

Yani diyecegim, haftasonu sahane gecti, uzun uzun konusarak, gulerek, yemekler yiyip, insanlara bakarak, arkadaslarla olarak. Son alti ayda hemen hemen her haftasonumu tek basima gecirdigim icin insan gormek, ozellikle Koray'i hep yanimda gormek sasirtiyor beni, ama insan guzel seylere cabuk alisiyor, ben cok sevdim bunu, en yakin zamanda yine yapmali.

13 Şubat, 2006 13:16, Blogger Donna Quijote boyle dedi...

kibar arkadasim benim, düsünceli arkadasim. kac porsiyon patates yedigimi, cirkin emellerime (duble duble patat) ulasmak icin onlara nasil eziyet ettigimi, beni yataktan cikarmak icin nasil mücadele etmek zorunda kaldiklarini, hastayim diye mizmizlanip kendisine naz yaptigimi, utanmadan en son kapidan cikarken bile geri dönüp "hani vitamin icirecektin sen bana bi daha" dedigimi nasil da zarif atlamis. dünyanin en yüzsüz misafiri ilan ediyorum kendimi. ve tabii ki de yine yapmali! :)

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Cuma, Şubat 10, 2006

femina femini lupus

Sabah sabah evlerimize gunes gibi dogan, fakirin dostu, kadinlari televizyonda bir tup bebek kliniginin yardimi ve sponsorlugu ile 'catir catir' dogurtturacagini idda eden hanimefendi gecenlerde kendisinin tup bebek yaptirdigi iddalarina cevap vermis: Ben hakiki bir kadinim, boyle seylerle isim olmaz diye.

Ay bir aklim takildi, sormayin. Hakiki kadinlik dogurganlik uzerinden, meme, et got uzerinden, elde ettikleri kocalar, 'uzerlerine yapilan' katlar yatlar, hamamlar uzerinden tanimlaninca icim fena oluyor. Kanser olup da memesi olmayan, kisir olan veya kimseye maddi anlamda bagi olmayan kadinlar kadin degil bu tanimlara gore.

Demeyin kimin lafini dikkate aliyorsun diye, herkes Sabah Sabah hanim kadar kalin cizgilerle belirtmese de ayni seyleri anlatiyor mesrebince. Birlikte okudugim, hala bir adami 'kafesleyememis' olmaktan muzdarip arkadaslarim, oohh catir da catir dogururum, bundan ala kadinlik olamaz diyen kadinlarin, onu da aldirtirim, bunu da yaptiririm, adami somururum diyen tanidiklarimin laflariyla Sabah Sabah hanimin beyanlari arasinda alt tarafi birkac ton var. Vallahi yazik.

10 Şubat, 2006 12:01, Blogger huysuz boyle dedi...

(beyinsizlik x erkeği sömürebilme becerisi)+ gerizekalı konuşabilme yeteneği = doğurgan ve %100 kadın demek o zaman sabah sabah ablaya göre...

 
10 Şubat, 2006 16:54, Blogger elif boyle dedi...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

 
10 Şubat, 2006 18:39, Blogger elif boyle dedi...

iii, kendimi kaybedip gereksiz kabalastigimi dusundugumden burdaki yorumumu sildim. pardon, kirlilik oldu.

 
11 Şubat, 2006 10:05, Blogger Mert boyle dedi...

guzel bir yazi, en cok da o tur kadinlarin hayatta koyduklari hedefler uzucu...

 
12 Şubat, 2006 02:38, Blogger aza boyle dedi...

sabah sabah ablayı sankim tanıyorum 26 yaşındayım ve asla çoçuğum olamayacak bence cocuk doğurmak heleki catır catır doğurmak önemli değil sorumluluğu alıp hastalıklı beyinler yatiştirmemek önemli olan ne mutluki böyle bir dünyaya çoçuk getirme eziyetinden feragat etmiş durumdayım varsın kadınlık yarım olsun kadınlığı iki bacak arasından bakan salaklar bu insanlar!!! çok kızdım çok iyiki izlemiyorum ve denk gelmedim yazını tebrik ediyorum:)

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Perşembe, Şubat 09, 2006

ahhh shahika...

Stat Counter seylerime bakiyordum kalkarayak, onu gordum, recent came from'lar arasinda. Birileri shahika'nin sayfasindan gelmis, okumus blogumu. Icim hirrpp etti, yoksa dedim, tekrar yazmaya mi basladi?

Ne guzel blogcuydun be shahika, niye yazmiyorsun artik? Reddediyorum yandaki sutundan linkini silmeyi, bir gun geri doneceksin, di mi?

14 Şubat, 2006 15:53, Blogger şugibi boyle dedi...

shahika şu blog işine başladığımdan beri en büyük hayal kırıklığı benim için. bir haber bile vermeden gitti. mantıklı mı bilmiyorum ama cidden kırıldım ona.

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Pazartesi, Şubat 06, 2006


Biz bundan iki yil evvel bugun evlendik. Bence cok da iyi ettik.

06 Şubat, 2006 16:39, Blogger huysuz boyle dedi...

mutluluklar !

 
06 Şubat, 2006 18:02, Blogger Donna Quijote boyle dedi...

bence de, bence deee! :)

 
06 Şubat, 2006 18:09, Blogger tavsan boyle dedi...

super gorunuyosunuz, her bi daim mutlu yasayin beraber:)

 
06 Şubat, 2006 18:18, Blogger Cerise boyle dedi...

Mutlu evlilik yildonumleriii :)
Allah bozmasin, mutlulugunuz daim olsun!
Nazar boncugu iyi fikir olmus :)

 
06 Şubat, 2006 19:52, Blogger Doruk boyle dedi...

Evet evet, çok iyi ettiniz. Nice nice mutlu yıllar geçirin birlikte, hep güzellikleri paylaşın.

 
06 Şubat, 2006 20:36, Blogger uzaktan boyle dedi...

mutluluklar diliyorum denizcim.

 
06 Şubat, 2006 23:09, Blogger crystalsdreams boyle dedi...

kutlu olsun mutlu olsunn..hep böyle iyi şeyler yapın..mutluluk,huzur hep yanıbaşınızda olsun..

 
07 Şubat, 2006 00:43, Blogger YesilErik boyle dedi...

Yildonumuz kutlu olsun Deniz ve Koray.

 
07 Şubat, 2006 03:30, Blogger divadeiwob boyle dedi...

daha bu ikiiii, temmuzu da sayarsak üç bile diyebiliriz :-)

 
07 Şubat, 2006 05:24, Blogger fethiye boyle dedi...

nice yillara beraberce, keyifle girebilmeniz dilegiyle.

 
07 Şubat, 2006 08:06, Blogger mono boyle dedi...

nice mutlu yıllara

 
07 Şubat, 2006 08:18, Blogger elif boyle dedi...

demek kış gelinisin :) nasıldı o gün, çok eğlenceli değil miydi?
ikinize daha nice mutlu yıldönümleri dilerim.

 
07 Şubat, 2006 10:07, Blogger AluminyumFolyo boyle dedi...

nice mutlu yıllara:)

 
07 Şubat, 2006 10:24, Blogger dreambyduru boyle dedi...

nice mutlu yıllara...aşkla, sağlıkla...

 
07 Şubat, 2006 11:29, Blogger Mert boyle dedi...

nice mutlu yillara :)

 
07 Şubat, 2006 12:12, Blogger Annelog Atölye boyle dedi...

Siz de bizim gibi yazı bekleyemeyenlerdenmişsiniz galiba Deniz:)) Nice mutlu ve sağlıklı yıllara...

 
07 Şubat, 2006 12:13, Blogger Annelog Atölye boyle dedi...

ne uzun bi kelime yazmışım:)Birlikte o kadar uzun yaşayın işte:)

 
07 Şubat, 2006 17:06, Blogger Deniz boyle dedi...

Herkeslere guzel dilekleri icin cok tesekkur ederim, henuz caninin icini bulmamislarin bir an evvel bulmalarini, evli olanlarin da cok cok mutlu olmalarini dilerim ayrica:)

Sorulari da syle yanitlayayim. Aslinda ufak bir hile var resimde, bu gordugunuz gelinlikli damatlikli hal nikahimizin kiyildigi gune ait degil. Biz iki yil evvelki alti subatta Deventer'de konsoloslukta bir takim kolierin onunde bes dakikada evlenirken yanimizda annem, ablam, birkac arkadasimiz vardi sadece, uzerimde de siyah bir elbise vardi. Ve evliligin bu kismi sadece formaliteden ibaretti, oturum iznine basvurup okul bittikten sonra, yazin (o sirada hala universitedeydim cunku)koray'in yanina gelebilmem icin taa o zamandan evli olmamiz gerekiyordu. Imzalari attik, bitti. Ben tipis tipis anne evine, okuluma donup alti ay bekledim.

Sonra o nikahla yetinmeyen aileler ve etraf icin Temmuz'da bu sefer Istanbul'da bir dugun yapildi, gelinlikler, damatliklar giyildi, resimler cekildi, anne baba muruvvetimizi gordu. Haliyle hem yaz hem de kis gelini oldum, butun hikayeyi hic de umursamamama ragmen. Neyse ben ve dugun(ler) hakkindaki goruslerim ayri bir post konusu sanki.

Hepinize cok cok cok tesekkur etmistim, degil mi?

 
07 Şubat, 2006 17:07, Blogger Deniz boyle dedi...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

 
07 Şubat, 2006 22:08, Blogger Minik Patikler boyle dedi...

MASALLAH cok sevindim gorunce Allah ayirmasin :))

 
08 Şubat, 2006 21:42, Blogger Gün boyle dedi...

Nice nice sevgi aşk dolu yıllara...

 
08 Şubat, 2006 23:10, Blogger ycurl boyle dedi...

nice mutlu ve ask dolu yillara... :)

 
09 Şubat, 2006 16:25, Blogger Oya Kayacan boyle dedi...

Kac gundur su manyak yorum kutun acilmiyor bende, tebrikte gec kalisim bu yuzdendir yani. N'apildi o gece peki? Kutlamalar neden bize anlatilmiyor da dugun oyleymis de boyleymis gibi tarihi vak'alardan bahsediliyor?

Hep ve cok mutlu olun cocuklar...

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Cuma, Şubat 03, 2006

"her sey yolunda merkez"

yuksek sadakat adinda bir grup peydahlanmis; nick hornby aciyor bu isleri hep basimiza... album (onun da adi yuksek sadakat) guzel galiba, henuz cok fazla idrak edemiyorum. denizalti diye bir sarkilari var, baslik onun icinden.

dedim ya henuz pek idrak edemiyorum album iyi mi kotu mu. denizaltinda sesler farkli duyuluyor, zaten en yogun duydugun sey kendi nefesin denizaltindayken. henuz ciktim denizaltindan. kulaklarim hele bir alissin yeniden disariya o zaman soylerim album hakikaten guzel mi. boyle ara ara suyun altina girecegim iki uc ay daha var o yuzden ustumu basimi kurulamiyorum simdilik, ellerim de islak islak size ayip oluyor ama...

"burada her sey yolunda merkez
orada iyi mi herkes"

iyi misiniz hakikaten?

03 Şubat, 2006 21:01, Blogger ilber boyle dedi...

şerefsizim bu akşam içimden geçmişti-yazdın diye değil:
"koray meraba" diyecektim sadece meraba demek için.

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat

Çarşamba, Şubat 01, 2006

tuvalet kitabi...


Hem ferahlayalim, hem de biseyler ogrenelim degil mi? Tuvalate kitap rafi yapmak Koray'in fikriydi aslinda, Turkiye'den gelen Penguenleri, Lombaklari falan biriktirmek icin. Ama bizim boktan rafimiz (simdi dusundum de yanlis bir sifat kullandim raf icin, kotu raf diyelim) yillarin dergilerini tasiyamayip kafama inince birkac kere (hayir, bu noktayi da anlamiyorum, niye sadece benim kafama indi kilolarca gazete ve dergi, niye Koray'a hicbisi olmadi, sanssiz miyim, neyim?) delirip butun dergileri bir koliye doldurdum, alt kattaki kilere kaldirdim birkac ay once. Hatta delirmis bir vaziyette Koray'i arayip o aptal dergilerin bir daha banyoda yeri yok ona gore demis de bulundum.

Birkac gun sakin, kafama inen kitap rafindan azade, huzur icinde gecti gecmesine de, hayat eksik kaldi tuvalette okuyamayinca. Baktim olmuyor, evdeki eglencelik, bir parca okuyup da vaakit gecirtecek kitaplardan biraz koydum o rafa. (Eh, tuvalette Savas ve Baris'i okuyacak degiliz ya, yani oyle bir bagirsak durumunu allah gostermesin)

Hepinize tavsiye ederim, ozellikle the illustrated dictionary of unfamiliar words ve bir zamanlar bizde olan, sonra kaybettigim, 'Bulus nasil yapilir?' isimli kitabi, hepimizi Turk'uz ne de olsa, aklimizin nerede calistigi malum.

02 Şubat, 2006 09:17, Blogger mono boyle dedi...

ben zaten kitapsız,dergisizbi tuvalet düşünemiyorum :)

 
02 Şubat, 2006 09:59, Blogger huysuz boyle dedi...

daha dün aklıma geldi benim de, bizim tuvalet kütüphane gibi, bir post yazmalıyım bunun hakkında diye.gerçi yazarım yine de, sen benden çok yaşayacaksın :)

 
02 Şubat, 2006 12:55, Blogger şugibi boyle dedi...

bende tam bugünlerde tuvalete bir gazetelik koymayı düşünüyordum.

 
02 Şubat, 2006 14:38, Blogger Annelog Atölye boyle dedi...

Bizimkiler yerde sepette duruyor da, kazaya kurban gitmiyoruz:) Ama raf da iyi fikir bi yerde.

 
02 Şubat, 2006 16:31, Blogger elif boyle dedi...

darwin awards'ın kitaplaştırıldığını bilmiyordum, süper seçim. ekşi sözlük kitabı da çok iyi fikirmiş tuvalet için (aman sözlükçüler duymasın). bu hela kitaplığı konsepti koray'ın (buradakinin) pek hoşuna gider vallahi.

 
03 Şubat, 2006 08:21, Blogger Oya Kayacan boyle dedi...

Murat Belge ne der bilmem:-)?

Bizim evde fasl-ı tuvaa'alette otururken gazete ilavelerine bakılır ve yere atılıp bırakılır. Çocuklar gidip yırtar mırtarlar, çekiştirip paralarlar, Şemşi gelip kaldırır atar. Moktan kültürün sonu bu olur işte.

Önemli not: Çocuklarım katiyetle banyo dışındaki gazeteleri paralamazlar!

 
03 Şubat, 2006 22:22, Blogger Gün boyle dedi...

Nerdeyse oturma odasında ki kütüphane kadar kitap oldu tuvalette :) Yalnız değilmişim ne güzel, okumadan asla ... , anladınız işte.

 
03 Şubat, 2006 23:16, Blogger Donna Quijote boyle dedi...

icimde kalmisti benim de, sizde ne zaman tuvalete girsem, "bu raf pek tekin durmuyor" demeye niyetlendim, ciktigimdaysa her seferinde unuttum! o degil de, insan kitabi rafa geri koyarken hatirlar degil mi? :)

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat