Salı, Ağustos 16, 2005

Bakinin bakin

‘Etrafa bakmaca’ oyunu babam ve ablamla en sevdigimiz seydi ben cocukken, kalabalik bir yerde insanlarin ustune basina, haline tavrina bakarak bir takim ipuclari yakalamaya calisir, hikaye yazardik.

Daha sonraki yillarda nereden ciktiysa ‘isim takmaca’ oyunu basladi. Hatta sonra Bir Demet Tiyatro’da Encumen Bey ve Mucver Abla’yi gorunce cok sasirmis, bir biz degilmisiz diye dusunmustum. Oyun soyle bisi: Hafifce toplu, uzun sacli, memeli, gotlu, esofmanli spor yapan bir kizcagiz gorduk diyelim, babam baslardi ‘Duriye Dotlek’ bunun adi diye, ‘Hayriye Hoplak’ derdi ablam, ben de ‘Selin Selulit’ bir kere o derdim. Bu oyunu oynayarak yillar gecirdik, o zaman boyunca gittigimiz butun bekleme salonlarinda, bayi toplantilarinda, yemeklerde insanlarin bize tuhaf tuhaf bakmasinin sebebi kendi kendimize sapiklar gibi eglenmemizdi herhalde. En son Eylul Bar’a gittigimizde babam yasli (too old to rock’n roll too young to die cinsinden) bir motorcuya bakip, bu adamin adi ‘Ayna Mahruki’ dediginde anirara anira gulerek kendimden gecmistim. Sonra babam kendisi yasli bir motorcu oldugu icin mi ne, dalga gecmez oldu pek o tiplerle.

Ablamla artik oyle bir hale geldik ki, ihtiyacimiz olmuyor koordinat vermeye, gordun mu adami/kadini diye sormaya, zaten ayni seylere taktigimiz icin hain gibi gizli gizli gozleyip guluyoruz, ve evet, ayiyiz, isimiz gucumuz yok, baskalariyla dalga gecen saygisizlariz. Siz degilsiniz sanki, poh!

Gectigimiz hafta yaptigimiz bir arastirmaya gore Koray’la ikimiz bir gunde birbirimizden baska en fazla iki kisiyle konusuyoruz. (Guvenlik gorevlisine gunaydin, sekretere gunaydin ve iyi gunler diyerek) Neden Turkiye’ye gittigimin ilk gunleri sesim kisiliyor, bogazim sisiyor anladim, alti ayda bir bu kadar konusuyorum cunku, antremansiz kaldim burada. Acigi kapatacagim diye kendi kendime konusuyorum hep, sokakta yururken insanlar biraz dikkatle yuzume bakaarlarsa kendimden gectigimi farkedip toparlaniyorum.

Kendi kendime isim takmaca oynamanin yalnizken pek de keyfi yok, bazen telefonumda kamera olmasini cok istiyorum, tiplerin resmini cekip ablama gondermek icin. Bugun sokakta Billur Ozbotoks tipinde bir kadin gordum, aklima bunlar geldi.

16 Ağustos, 2005 16:26, Blogger D boyle dedi...

Evet Denizcim sensiz hiçbirşeyin tadı yok. Ne Flash TV, ne Düğün TV, ne yemekler, ne banka kuyruğu. Gel de eğlenelim.
Keti Kozalak

 
16 Ağustos, 2005 17:23, Blogger AluminyumFolyo boyle dedi...

ya ne güzel oyunmuş ben de oynıycam artık:) yazı sonuna doğru acıttı ama biraz...

 
16 Ağustos, 2005 17:50, Blogger Koyubeyaz boyle dedi...

Ben ayni sizin bu oyununuzu senelerdir tek basima oynarim. Ve evet tek basina oynamak biraz zevksiz ayni zamandada riskli.Cunku eger kendimi kaptirirsam kendi kendime kahkahalar atabiliyorum takdir edersinki durduk yerde kahkaha atan bir kadina nasil bakilir buralarda. Bazen oyle cok inceleme yaparim ve bu incelemere oyle cok bayilirimki sabit bir halde kitlendigim olurki bu durumda muhtemel yanimda tanidik biri varsa durtup kendime getirir. Evet itiraf ediyorum insanlari sonuna kadar inceleyip isim takmaya bayiliyorum :)

 
17 Ağustos, 2005 10:44, Blogger quentins boyle dedi...

Allah kimseyi sizin dilinize düşürmesin :-)

 
17 Ağustos, 2005 17:13, Blogger hayatiharley boyle dedi...

düzeltiyorum
"Ayna Mahruti" olacak
akılda yanlış kalmasın diye yazıyorum.Bu arada ne olduğunu bilmeyenler olabilir diye ekliyorum bu bir araba parçasıdır
aynen "şanzıman " gibi "marş taşağı" gibi....

 
18 Ağustos, 2005 00:51, Blogger Minik Patikler boyle dedi...

Az kaldi, buraya geliyorsun hayirlisiyla...

 
18 Ağustos, 2005 11:47, Blogger MERTCAN boyle dedi...

Galiba bir Ömer Seyfettin hikayesi idi. Hikayenin kahramanı her gördüğü insanı bir hayvan benzetiyor( özdeşleştiriyor) Son sevgilisini hiç bir hayvanla özdeleştirmiyor. Bir gün sevgilisinin ayakları ile eşyaları tutup , taşıdığını görünce , ona da bir kulp buluyor. Galiba hikayenin sonunda bir maymunla yaşayamayacağına hükmetmişti.

 
19 Ağustos, 2005 11:56, Blogger SuGibi boyle dedi...

üst katımızda yaşayan -alimünyumfolyoya göre insansı- bana göre öküzümsü kadına kedinin verdiği isim; basbasgül özgötlek, eşi de dübürcan özgötlek

 
21 Ağustos, 2005 14:14, Blogger zekiyee boyle dedi...

bugünki yazınla acayip eğlendim. insanlara isim vermesem de ben de insanları çok incelerim. koyubeyaz gibi bu işi tek başıma yapmıyorum. sema ile birlikte yapıyoruz. bir de insanlar hakkıknda hikayler uydurma özelliğimiz var. çıktığımız gezide turdaki bir çiftin adının yabancı olduğunu ve iki erkek kardeşin soyadlarının ailelerinden farklı olduğunu farkedince bissürü senaryo döşedik. kadın adamdan daha genç görünüyor. heralde çocuklar kadının, adam onları abd de okutuyor. kadın eskiden sekreteriymiş... falan da filan. sonunda anladık ki normal bir aile imişler. farklı soyadları olan çocuklar da yabancı soyadlı teyze ve eniştenin yeğeniymiş. biz böyle senaryolar yazarken kuzenim ve erkek kardeşimin ağzı açık kalıyordu.
mertcan dediğin kitabı ben de seneler önce okumuştum. ama kitabın ismini bir türlü hatırlayamadım.

 
22 Ağustos, 2005 10:49, Blogger Deniz boyle dedi...

Hah iste, Zekiyecim, o paket turlar bu eglencenin tepeye cikacagi anlar bence de. Gonul ister ki hep beraber bir buyuk tura katilalim, boyle milleti cekistirelim. Kovarlardi bizi ama.

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat