Perşembe, Haziran 23, 2005

Geçen...

On bes yasimda, bir arkadasimin pasta ile kaplanmis evinin mutfaginda endustriyel boy bir biberli votka sisesine sarilmis, ayakta zor dururken, Birol beyefendi o vakitler sitma gormemis sesiyle soyluyordu.

Ozel okullarda okuyan her kiz illa kiAvrupa Yakasi’nindaki o kiza (ismini unuttum simdi) benzeyecek diye bir kaide yok. Genelde eli yuzu duzgun olan kizlar, Akmerkez- Bebek- Etiler- Nisantasi yollarini, ayni renk rofleleri, solaryum turuncusu yuzleri, minicik çantalari ile asindirirken, benim gibi sisman, sivilceli, gozluklu, mutsuz, huysuz cocuklarin uniformalari da mekanlari da ayri olurdu. Biz zaten kocaman olan kiçlarimizi daha da buyuten fishbone pantalonlar, o sirada Turkiye’de bulunmasi cok zor olan (pey pey pey boyle bir lafi da ettin ya Deniz hanim, iyice yaslandin sen) çizgili çoraplar ve Doc Martensler, gercek kopek tasmalari, ikinci el ceket ve gomleklerle, aman ne guzel, ne farkli ne havaliydik. (Hepimizin var utanc resimleri, gulmeyin oyle, ozellikle kazagini pantalonunuzun icine sokmussaniz veya kelebek toka sahibi olmussaniz)

Kizlar tuvaletindeki toplu sigara icme seanslari olmasaydi muhtemelen kokos kizlarin dunyasi hakkinda hicbir sey ogrenemezdim. Onlar Malboro Lightlarini, Yazgulu ve ben Camellerimizi içerken hafta sonu planlarini, ‘çiktigimiz’ çocuklari ve gittigimiz yerleri anlatirdik birbirimize. Kizcagizlarin hepsi Beyoglu belediye sinirlarina adim atmalariyla kotu yola duseceklerine o kadar emindiler ki, bize tuhaf tuhaf bakiyorlardi. Butun bir haftayi bezerek, uyuyarak, ayni Korn albumunu onyuzbininci kere dinleyerek geciriyor, Cumartesi sabahini zor edip o siralar pek sevdigimiz Atlas Pasaji’na kosuyorduk. Isin heyecanli kismi da buydu zaten, megerse dunyanin tek o muzigi dinleyen, oyle giyinen insani ben ve okuldaki uc arkadasim daha degilmis, baska okullarda da bizim gibi bir avuc insan varmis! Salak heyecanimiz iki yil surdu, bu arada cok eglendik, herkes birbiriyle caprazlama sekilde ‘çikmaya’ basladi, ilk igrenc sarhoslugumu, ilk askimi, ilk terkedilisimi yasadim.Sonra ayni sira birkac tur daha tekrarladi kendini. Mezbele yerlerdeki igrenc amator rock ve punk konserlerini, duvarlari kuflerden yemyesil olmus studyolarda arkadaslarimizin yaninda takilmayi, muz likoru icmeyi, tabela calmayi, kufur etmeyi, sokakta sarki soyleyip para toplamayi marifet kabul eder oldugum butun o zamanin sonunda farkettim ki, aslinda o kadar da tesadufi bir sekilde bir araya gelen bir grup degiliz, hepimiz asagi yukari ayni mahallelerde oturuyoruz, anne babalarimiz sasirtici bir sekilde birbirini taniyor. Sanki hepimizi bir oyun parkina salmislar, bir an evvel kendimize gelecegimiz zamani bekliyorlar.

Hizla idrak ettim ben, bir sure sonra suratinda tup patlamis tikican arkadaslarin ‘kampina’ gecislerin hizli olacagini, universiteye giremezsem hayatimin sona erecegini... Zaten sonra iki cocuk kendini catidan atti, ayni yaz insanlar Radiohead dinleyen, mor giyenlerin Satanist olduguna kanaat getirdi, ben dersaneye basladim. R. Hisarustu otobusu yol arkadasim Gokhan artik Orhan Gencebay’in oglu oldugunu kimseden gizlememeye basladi, hatta tiki manitasiyla Samdan kameralarina yakalandi, Birol’lar benim eski erkek arkadasimi gruptan atarak hayirli bir is yaptilar, tuhaf bir sekilde hep ama hep muzige devam ettiler, ben artik sadece ders calismaya basladim. Ilk konserlerini simdi adi eski Bronx olan yerde, muhtemelen sadece site ve okul arkadaslariyla beraber izledik ablam ve Selen’le. Ertesi gun OSS denemem vardi, uzun kalamadim.

O zamanda birlikte oldugum insanlarin Amerika’ya gidenleri geri dondukleri yaz tatillerinde tuhaf bir nostalji duygusuyla tuvaletinden sarilik kapabilecegimiz igrenc barlara takildilar, burada kalanlarin elleri artik Arto sarki soyledikce havadaydi. Sonra bundan uc sene evvel yeni Bronx’un acilisinda yine Birol’lari dinlemek icin bir araya toplandik. Herkesin herkesi hem tanidigi (bir kere daha bak, kesin eski ‘çiktigin’ manitadir) hem de inanamadigi (aaa bu saclari sari, uzerinde essek kadar Tommy yazan kiz benim birlikte tabela caldigim kiz olamaz) garip bir gece boyunca kendimi salak ve yasli hissetmistim.

Tuhaf bir durum bu, ergenligin boyunca o halin gecici oldugunu bildigin halde ehillesmeyi, anne babalarin istedigi gibi olmayi kabul edememek. Gecen sene ilk defa liseli bir kiz Selen’le bana abla diye hitap ettiginde agzina patlatmak istemistim bir tane, abla anandir diye. Bu da o hesap, hersey hem ayni olsun, hem olmasin.

23 Haziran, 2005 14:21, Blogger koray boyle dedi...

o degil de (ne demek o degil?) insan en cok cok uzak gecmis gibi gorunen seylerin aslinda cok yakin; cok yakin gelecek gibi gorunen seylerin de cok uzak olmasina sasiriyor.

ailemizin yaslisi koray mtv'de klibi donenlere "yine kime sinirlendiniz yavrum, neye uzuldunuz boyle" derken bildirdi.

 
23 Haziran, 2005 15:47, Blogger hayalperisi boyle dedi...

deniz ya ne güzel yazmissin ellerine saglik gecmis günlere döndüm kazagimi pantalon icine koyup sacima kelebek toka taktigim günlere yaslaniyormuyuz ne :)

 
24 Haziran, 2005 14:56, Blogger Mert Ulas boyle dedi...

ayazağa ışık?

 
24 Haziran, 2005 15:33, Blogger Deniz boyle dedi...

Yakinlastin Mert, Sisli Terakki!

 
24 Haziran, 2005 16:19, Blogger D boyle dedi...

Deniz bu çok güzel bir yazı olmuş. Beni nerelere götürdün. Ha bir de sert sigara, sert tavır durumları vardır değil mi?

 
24 Haziran, 2005 16:21, Blogger D boyle dedi...

Ha bir de şunu ekleyeyim 30 yaşına gelmem ehlilleştiğim anlamına gelmez asla. Dış görünüşümüz değişse de çıkıntılık baki hamdolsun

 
24 Haziran, 2005 16:22, Blogger Deniz boyle dedi...

Vardir tabii, onun yuzunden kac kere olecek gibi oldum tezgahlarda satilan Lucky Strike'lari icmekten. Midem hala yerli votka - hazir limon suyu karisimini dusununce iki buklum oluyorsa hepsinin sorumlusu o salakliktir.

 
25 Haziran, 2005 02:34, Blogger Mert Ulas boyle dedi...

Oradan da birkaç arkadaşım vardı, benzer duyguları yaşıyan insanların olduğunu bilmek güzel geliyor, blogların en güzel yanlarından biri de bu sanırım.

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat