Pazartesi, Mayıs 09, 2005

Pazar gunlerim

Dun oglen vakti fasulyeleri ayikladim, zeytinyagli fasulye yemegini ocagin uzerine oturtup, temizlik yapmaya basladim. Bir saat sonra evim tanidik, bildik mutlu kokularla ve seslerle dolmustu. Pisen fasulyenin kokusu, mobilya cilasi, kaynayan ihlamurun kokusu, televizyonda yarisin sesi, disarida yagmur, ruzgar…Kanepede kaykilmis, artik iyice ‘ev erkegi’ haline burunmus Koray’a baktim, dusundum ki, evlendigimden beri Pazar gunleri hic de rahatsiz etmiyor beni artik. Calisiyor olsak da, hava kotu olsa da o eski ‘Pazar Gunu Rahatsizligi’ndan cok da eser kalmadi artik.

Pazar gununun aslinda bir anlam ifade etmemesi gereken yillarda, mesela daha ilkokula baslamamisken bile, pazarlardan nefret ettim.Hatirladigim en eskileri Etiler’de yokusun dibindeki evimizde annem ve ablamla yalniz gecen pazarlar... Annem merdaneli camasir makinasiyla bogusur, ayni anda yemek piser, ev temizlenir, cocuklar yikanir, cocuklar azarlanir, buyuk cocukla kavga edilir, kucuk olani olan bitenden korkar, butun bu hir gure Pazr 87-88-89 vs eslik ederdi. Annemin sigara ictigi, saclarinin uzun(ca) oldugu, eve Cumhuriyet ve Nokta alindigi yillar. Simdi fotograflara baktigimda amma da fakirmisiz o zamanlar dedigim zamanlar...

Ilkokula basladigimda pazarlari daha da tatsizlasmaya basladi. Ruh hastasi Sisli Terakki Lisesi’nin politikasi cocuklari olabildigince odevle mesgul tutmak oldugundan butun pazarlarim babamin evinde, herkes eglenirken veya istedigi bir seyi yaparken odev yaparak gecti. Bir cocuk icin cok tuhaf bir hayat vardi babamin evinde. Cok yuksek sesle muzik dinlenir, cok sigara icilir, hijyen kurallarinin tamami yok sayilir, anne yemeklerinin hic biri pismezdi. Belki ‘genis’bir cocuk icin cok kuralli, cok temiz, cok gergin olan annemin evinden sonra cennet olabilirdi ama ben hic bir zaman rahat ettigimi hatirlamiyorum orada. Kisin soguk olurdu, ust katta oymali ve tuhaf masanin basina ‘surgun’e gonderilir, aksam Gorevimiz Tehlike baslayana kadar da cagrilmazdim. Gorevimiz Tehlike izlendikten sonra, babam nihayet bizi ‘evimize’ birakinca, icimi baska bir korku kaplardi. Acaba annem odevlerimi kontrol edecek mi? Ablam beni yikardi o zamanlar genelde, banyoya muzik setini getirir, neseli bir seyler anlatir, bazen de arka cikardi bana, ‘ben onun odevlerini kontrol ettim’ diyerek. Pazar gunu iskencesi, tirnak kesme (bu kadar stressten sonra sekiz yasimda tirnak yemeye basladim, bir daha da gerek kalmadi tirnak kesmeye), kulak temizleme, canta hazirlama, balik yeme ve Bizimkiler izleme ile devam ederdi. O kadar asabi bir cocuktum ki, midemdeki dugum ancak Bizimkiler’in sonuna dogru, mandalina yerken cozulurdu.

Sonra annem evlendi, ben ortaokula basladim. O zamanin pazarlari goreceli olarak daha acisiz gecti, babam Levent’ten Cengelkoy’e tasininica artik yatiya kalmam soz konusu degildi, zaten ablam Avustralya’ya gittikten sonra cok sey degismisti ailede, bir sure duzenli olarak yaptigim pazar ziyaretlerinin yapay olduguna ikimiz de karar vermis olacagiz ki, bir sureden sonra babamla sadece istedigim icin, duzenli olmayan araliklarla gorustum. Ote yandan, annemin hiyar kocasindan uzak durmak icin cozumler gelistirdim o yillarda. Butun hafta birbirini sadece yemek yenilen kirkbes dakika boyunca gormeye alismis ev halki bir tam gun boyunca ayni evde olunca illa ki kavga cikiyordu. O zamanlar o adamin ruh hastasi oldugunu anlamayacak kadar salaktim, benim yaptigim seylerden rahatsiz saniyordum. Allahtan ev kocaman bir evdi de, senlerce ben bir odada onlar salonda yasayarak birbirimizi oldurmedik.
Ablam Avustralya’dan dondugunde ben essek kadar olmustum, pazarlari artik ‘manita ile bulusma’ gunu idi. Annemden izin alabildikce tabii. Veli, Barcelona, votka limon, Korn, saat yedi bucukta kostur kostur R.Hisarustu otobusu, kopegi gezdirirken icilen son sigara, bol naneli ciklet ile ortulen alkol+ sigara kokusu, butun gece boyunca devamli calan telefon ile gunun kritikleri...Sanmayin ki midemdeki dugum bir yerlere gitmisti o yillarda, hala ertesi gunku blok fizik dersinde tahtaya kalkmamak icin, ojelerimi mudur yardimcisinin gormemesi icin, sivilcelerimin gecmesi icin, salak erkek arkadasimin beni OSSye hazirlanmak icin birakacagini soylemesine ragmen vazgecmesi icin dua ederek saatlerce tavana bakardim pazar geceleri. Merak edenler icin ozel not, aptal cocuk terk etti beni OSS’ye birkac ay kala, istedigi bolumu kazanamamasinin nedeni ettigim dualar olabilir.

Sonra OSYM’nin hayatimdan caldigi iki sene boyunca her pazar sabahi yagmur camur dinlemeden uyanan ve dersaneye gelen OSS neferleri arasina katildim. Oyle ki, sabahleyin evden ciktigimda bir benim gibi Besiktas’a dersaneye gidenler bir de copculer olurdu Ulus’tan Etilere kadar. Hayattan daha nefret ettigim bir iki yil daha olmayacak sanirim. Bu sefer OSS denemeleri aciklandigi icin pazarlardan nefret ettim. Herkes birbirinin puanina bakar, hocalar asagilamayi bir motivasyon yolu olarak gorur, benim migrenim tutar, eve gidip aglamak isterim. O yil en cok da pazarlari bir an evvel annemin evinden kurtulmak, Ankara’ya gidip okumak icin dua ettim.

Universiteyi kazandigim yil annem hiyar kocasindan bosandi, biz cok daha mutevazi bir semte, kucuk bir eve yerlestik ablam ve annem ile. Ankara’ya okumaya gitmeye gerek kalmadi yani. Ozgurlugumun tadini cikartmakla mesguldum ben genelde. Pazar gunleri o zamanlar benim icin var olan seyler degildi. Pazar sabaha karsi eve gelip, butun gunu uyuyup, aksama dogru da ayilmaya calisiyordum. Annem kizinin fazla sigaradan ve bagirip kudurmaktan travestiye donmus sesini esefle kiniyordu ama ne gam, guzeldi hayat. Bir sure icin en azindan. Sonra duruldum, sakinledim de yine ayni seyin farkina vardim. Biz ailecek ne zaman fazla vakit gecirsek birlikte, hirlasmaya basliyoruz. Pazar 87 zamanindan beri degisen pek az sey var bizim evde. Artik annemin saclari kisa, sigarayi birakali bin yil oldu, belki bes tane otomatik camasir makinesi eskittik ama ben birlikte on saatten fazla gecirdigimiz her pazar, acaba simdi kim neden alinacak, kim neye sinirlenecek diye bekliyorum.

‘Kendi’ evimdeki pazarlarda bunlardan eser yok cok sukur. Hic bir zaman olmamasi icin daha pis bir evde yasamaya, bir gun cocugum olursa duzensiz defterleri olmasina raziyim, eger sebebi buysa sigarayi birakmamaya, daha az kural koymaya, daha az beklentimin olmasina, daha esnek saatlerim olmasina kararliyim. Simdilik.

09 Mayıs, 2005 16:11, Blogger shahika boyle dedi...

Yazmadan edemedim Deniz. O kadar tanidik geldi ki yazdiklarin. Bol sigara kokulu, camasirli ve genelde huzursuz, diken gibi pazar günleri. Hele kissa, hava erken karariyorsa ve ders calismadiysan... Pazar bilmemkac'ta Cenk Koray'in kutulu bir yarismasi oluyordu. Ona bakardim hep dalgin, huzursuz, birilerinin gözüne carpmayayim diye.
( Bu arada ben de Besiktas'ta dersaneye gittim. Yokustan yukari dogru cikarken, hemen baslarda sag taraftakine :) )

 
09 Mayıs, 2005 16:39, Blogger MERTCAN boyle dedi...

Merhaba Benim adım Mert.Bende yazmadan edemedim.
Demek ki Pazar günleri sadece bana iğrenç gelmiyormuş. Bazılarına garip geliyor ama ben hiç okuduğum yılları hatırlayıpta ah keşke o günlere dönsem diyemiyorum.İyi ki geçmişte kalmışlar diyorum. Neden acaba diye çok düşünmedim.Ancak yazınızdakine benzer anılar hep zihnimde canlanıyor. okul yıllarıma ait şöyle parlayan güneşli bir havada mutlu ve doya doya eğlenerek geçirdiğim neredeyse hiç gün olmamış gibi geliyor. İnş. çoçuklarımız mutlu ve neşeli bir hayat sürerler.
( Bu arada bende Beşiktaşta dershaneye gidenlerdenim .Ama benimkinin adı var ; Yıldız Dershanesi )

 
09 Mayıs, 2005 17:48, Blogger Zeynep boyle dedi...

Ozlemisim yazilarini okumayi!

 
09 Mayıs, 2005 17:54, Blogger Donna Quijote boyle dedi...

Sen böyle döktüreceksen blogdaslar olarak para toplayalim, ayda bir gönderelim seni Türkiye'ye, ne dersin? :)

 
09 Mayıs, 2005 19:17, Blogger YesilErik boyle dedi...

Belki onemli degil ama paylasayim istedim. Ben de Etiler'de buyudum ve Besiktas'ta igrenc bir dershaneye gittim. Korkarim ismini de soyleyecegim: Fen Bilimleri

Bu yazi beni de coook eskilere goturdu. Pazar gunleri de hala bir huzursuz olurum, eskiden kalma olsa gerek..

 
10 Mayıs, 2005 00:51, Blogger simiole paris carnet boyle dedi...

uzun yazilar.. okumasi ohh ne keyif. deniz su gibi'yi gecer mi bir gun :)

 
11 Mayıs, 2005 09:20, Blogger SuGibi boyle dedi...

bizim ailede de birlikte fazla zaman geçirince birbirini çitileme durumu vardır. ama bu pazar günleri olmaz çünkü biz pazar günlerini de sokakta geçiririz ayrı ayrı. bizdeki en çok yazlıkta ortaya çıkar. gece gündüz burun buruna iş yok, güç yok. en büyük kavglarımız hep yazlıkta olur. en iyi aile az görüşülendir. bunu bilir bunu söylerim. onbeş günde bir uygundur mesela.

 
11 Mayıs, 2005 09:22, Blogger SuGibi boyle dedi...

simi deniz beni geçemez çünkü benim gibi işsiz güçsüz bir insan değil:) aslında işsiz demek doğru değil. nefret ettiği ve olabildiğince kaytardığı bir işi olan biri değil diyelim:)

 

sen de yorum yaz

yorumlari kapat